Tek Dostum
Bir resim çizmek isterdim; benim ve ruhumun resmini. Adı “tek dostum”. Ben kendi resmimi çizdim. Her noktasında, her çizgisin de bir duygu olan. Siz dostluğu nasıl çizerdiniz. Hiç dostunuz oldu mu?
İlk çizgiyi hep en derin yere atardım. Ruhumu çizgilere dökemem ama gözlerimi çizebilirim. Aslında çok zordur bir gözü çizmek. Benimkisi ise galiba en zoru. Bir çift göz çizdim; acılı ve ağlamaklı. Renksiz sadece kara bir kalemin beyaz bir zemini okşaması. Elimde kalem çizdikçe hayatıma dalıyordum. Biliyor musunuz aslında dünyaya geldiğimde hiç ağlamamışım sessiz sedasız doğmuşum. Gözlerim ilk ne zaman o yaşlarla tanıştı hiç hatırlamıyorum. Aklımın başına gelmesi ile yaşadığım ilk acı neydi inanın unuttum. O kadar zor ki hepsini hatırlamak. Ağlamaklı bir çift göz ne kadar sıradan dimi. Ağlamaları dizce farklı yapan hıçkırıklar mıdır? Ağlarken hiç hıçkırmadım hep sessiz ağladım. O gözlerin benim olduğunu nasıl belli edebilirdim. Gözleri gizlemeliydim beklide. Kendimi çizmek hayatta en çok korktuğum şeydir. Ben kimim nasılım... Ağlayan gözlere en saf halimi çizmeliyim. İçimdeki çocuğu. Küçük elleri, dağınık saçları ve kaybettiğim parlayan gözleriyle. Başı önünde; yanağından süzülen yaşlar yere damlıyor. İçimdeki çocuk ağlıyor şu yazıyı yazarken yaptığı gibi. Beklide diz çöktürmeliyim o çocuğu. Diz çökmek onur kırıcı mı? Kimin önünde diz çöktüğümü duymadınız. İşte resmin ilk bölümü. Resimdeki çocuğa ne kadar benziyorum onun cevabını veremem ama hala onu kaybetmedim.
Hayatta hiç dostunuz oldu mu? Çocukluk arkadaşlarım oldu. O zamanlar dostluğu arkadaşlık sanırdım. Anladım ki dostluk çok farklı bir şeymiş. Yıllarca dost oldum ama bir dostum olmadı. İçimdeki o çocuktan başka. Onu kastedip dostum var desem kelimelerin kandırmacılığına sığınıp küçük bir oyun oynamış olurdum. Hep konuştuğum ebedi benliğim… Benim bir dostum var. Bunu söyleyeceğimi hiç sanmazdım ama var. Belki uzak belki yakın. Buna ben karar veremem sadece dostum karar verir. İki dostu birbirinden nasıl uzaklaştırabilirsiniz ki? Ben bunu yapacak bir fikir bulamadım. Beklide o adar zeki değilim. Sizin bir fikriniz var mı? Ruhumun ilk defa üşüdüğü an bunu ona söylemiştim. Aşk kelimesi ağzımdan döküldüğünde kalbimden ona bir mesaj göndermiştim. Acılar içinde kıvranırken kafama vura vura ben buradayım diyordu. Daha birçok şey var anlatabileceğim ama hepsi onun güzel yüzünde ve ruhunda gizli. Onu kağıdımın sol üst köşesine çizmeliyim. O benim güneşim gibi görünmeli benden daha büyük, görkemli ve sevgi dolu. Gözleri kocaman olmalı ve parlamalı. O resimdeki çocuğun sürekli ağlamasına izin vermeyecek kadar parlak olmalı. Çocuk onlara baktıkça dalmalı, yalnızlığını unutmalı. Bir çift göz ne kadar güzel olabilirse o kadar güzel ve çizebildiğim kadar güzel olmalı. Bu kadar zor bir şeyi yapabileceğimi hiç sanmıyorum ama yapmalıyım. Sonra yüzünü çizmeliyim. Ama belirsiz olmalı. Herkesin tek dostuma aşık olmasını istemem. Yüzünü örten kıvırcık saçları olmalı. Uzun ve görkemli. Gerçekten çok zor her çizgi özenle çizilmeli her nokta yerinde olmalı. Ben bu kadar yetenekli değilim. Efendim! Şey dostum pes etmemem gerektiğini söyledi de. Saçından bir örgü uzatmalıyım yere kadar uzanan. Evet bitti sayılır. Şimdi sıra son kısım da. Dostum kızma ama bu daha zor benim için.
Duyguları nasıl çizebilirim. Gözlerimden süzülen yaşlarda gizli olan o duyguları nasıl çizebilirim. En zoru en büyük duygumu nasıl çizebilirim. Sevgi çizilebilir mi? Hayatım boyunca o kadar çok ağladım ki hangi gözyaşından hangi duygunun uçup gittiğini ezberledim sanki. İnsan birini sevince tüm duyguları canlanıyor kelimelerde hayat buluyor. Sizde mi hayatta çok fazla sevgisizlik gördünüz? Ya nasıl katlandınız buna. Bunun için ne yaptınız? Ben sevimi hiç korkmadan vermeye çalıştım. Belki tüm dünyaya yayamam ama etrafımdakilere yayabilirdim. Hayatta çok şey kaybedilir ama içindeki sevgiyi kaybetmen çok zordur. Biri vardı çok özeldi ona hep sevgi sonsuzdur nasıl kaybedebilirsin ki derdim. Haklısın sözü süzülürdü dudaklarından ama kalbinde bu böyle değildi. O özel kişiyi çok seviyorum herkesi sevdiğim gibi. Onu birazcık daha çok sevmeme izin var mı? Belki bir başkasını daha çok sevene kadar. Gözlerimden süzülen duyguları neye benzetirim biliyor musunuz; küçük beyaz bir pamuk parçasına. Üflersin uçar gider konduğu yere hiçbir acı vermez. Sanırım ruhum bir pamuk parçası kadar hafif. O kadar beyaz mı bilmiyorum. Nerden bilebilirim ki bunu. İnsan kendini değerlendirmemeliymiş. Şimdi beyaz pamukçuklara biraz ruh katalım. Kanat gibi olsun ama kimse anlayamasın. Etrafı kaplayan duygular parlayan gözlerde buluşsun. Zaten onları en iyi okuyan o gözler. Gözer kalbin aynası derler ya gerçekten doğru söylüyorlar. Etrafa hiç bir şey çizmeyeceğim. Yalnız bir ekleme yapabilirim. Küçük bir papatya. Ben onları çok severim. Bana saf ve temiz birini anımsatır. Tabii hayatı da. Belki eksikleri var ellerim ruhum kadar derin değil onun kadar usta bir ressam değil.
Tek dostum. Belki aynı resme yıllar sonra yanımda başka bir dostumla bakacağım. Kim bilir… Ruhum her saniye farklı duyguları yaşıyor. Hissediyor musun beni can dostum. Hadi kapatın gözlerinizi ve resme bakın. Benimkine değil içinizdeki resme. Tüm saflığı ve tüm temizliği ile o sadece sizin. Gülümsemelisiniz.
31 Aralık 2007 Pazartesi
Tek Dostuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder