8 Kasım 2007 Perşembe

Hayat Sana Güle Güle

İçimde farklı bir sızı, bir anlamsızlık var. Daha öncekilerden çok farklı; belki de kocaman bir boşluk. Bilmiyorum ve anlatamıyorum. Dertler sarmışken etrafımı; her zaman gülümseyemiyorum.
Yine aynı merdivende oturuyorum. Ne betonun soğukluğu, nede etrafın gürültüsü engelleyemiyor düşüncelere dalmamı. Önce derin bir karanlık sonra çocukluğum, pişmanlıklarım, anlamsız utangaçlıklarım... Uyanamıyorum düşünceler birbirini takip ediyor nerde son bulacak bilmiyorum. Bazen çocukluğumun en güzel yerinde, ama çoğunlukla en büyük acılarımda hayal kırıklıklarımda iş arkadaşlarımın sesi ile bitiyor. Bir sarhoşlukla hayatıma devam ediyorum. Düşüncelerimin alkolünde hiç bitmeyen bir sarhoşluk her an taze. Sadece bir düşüncenin sarması yeterli. Bu kadar çok mu pişmanlık var hayatımda. Her anım acı, hiçbir günüm süper değil, olmadı. Karanlıktan kortum küçükken ama büyüyünce aştım bunu. İzlediğim filmlerdeki çirkin yaratıklar hep beni saracak sanırdım. Nereden bilirdim ki en büyük halimle aydınlıktan korkacağımı; aydınlıkta kendi düşüncelerimin beni korkutacağını. Birikti damlalar gözlerimde; her ağlayışımda. Gözyaşlarım hep akıp gitti sanırdım bir daha dönmemecesine. Bir daha aynı konu için ağlamayacaktım o gitmişti, o dert beni terk etmişti gözyaşlarımın selinde. Yine anlamsız çocukluğum bana bunarı düşündürmüştü. Yine yanlışlardaydım, yine....
Hep en iyi gözünle bak derdi annem. Hangisi daha iyi görüyorsa. Derdim “anne iki gözümde aynı görüyor ki” diye. Sonradan anladım hangi gözleri kastettiğini. Bende iyi gözüme bir iyi gözlük daha takıp baktım; daha iyi görebilmek için. Etrafıma baktım, kızmadım kırılmadım. Hep yanındayım dedim arkadaşlarıma. Karanlıkta kalınca yanımda tek bir gölge göremedim. Görsel karanlıkta yalnızsam zihnimin aydınlığında nasıl yalnız olmayayım ki. Yalnızım ve korkuyorum. Kurtulmak için biraz çırpınıyorum, sonra... Sonra küçük kalbim yoruluyor. “Sen nasıl istersen” diyor korkularıma. Meydan yine onların. Bana kalan yine boş bir akıntı. Boş gözyaşlarım. Eğilmek isterdim hem de çok eğilmek isterdim. İçimdeki korkuya zihnimin aydınlığındaki körlüğe. Görmüyor mu gözlerim yoksa çıkarmalı mıyım gözlüğümü? Belki öyle yapmalıyım. İçim yansa da bunu içim bilmemeli. Bir ateş yaksa da her yanımı ateş yüzümde belirmemeli. Gülümsemeliyim belki de her zaman yaptığım gibi. Ya sorunlar yine “siz nasıl isterseniz” mi diyeceğim? Ya tekrar çıktığında. Yine boğulduğumda hep aynı güçte olabilecek miyim?
Bir el tutmalı mı elimden, yardım etmeli mi bana? Tek başıma yapamıyorum, direnemiyorum bu ışığa. Var mı öyle bir el varsa da ben istiyor muyum? İstemiyorum, hiçbir şey istemiyorum. Her gün biraz daha erimek kemiklerimin eridiğini, vücudumun güçsüzleştiğini görüyorum. Alçı yeter mi sizce kemiklerime ya da bir dost eli yeter mi ruhuma? Aslında her şey içimde her şey orada saklanıyor. Başka bir beden istiyor belkide. Belki hep gülümseyerek söylediğim sözü bu sefer en duygulu şekilde söylememin vakti geldi;. “güle güle”
Bu son perde sanırım oyuncu selamlamalı. Kaçamaz sahne tam ortada. Kaçmıyorum. Artık umut yok ışık yok; hiçbir şey yok. Söylüyorum dinle ruhum dinle hayatım.
“Hayat sana güle güle”

Hiç yorum yok: