25 Ekim 2007 Perşembe

Hayal Eller

“Bir saat abi daha fazla süzmez.” Diyerek çıktım işten. Bahanem bir şeyler yemek ama isteğim sadece düşüncelerimi dinlemek. Hava sıcak başım ağrıyor. Uzaklaşmalıydım o seslerden ve bir saatliğine yaptım. Bir saat
Nedense hep ırmak kenarından yürürüm. Serin olduğundan belki. Belki aylak aylak yürümeyi özledim. Yürüdüm ırmak boyunca. Bir adım, bir adım daha... Irmağa baktım, yan taraftaki ağaçlara sıcaktan kaçarcasına geçen insanlara. Birden burnuma bir koku geldi. Açlıktan mı ne hemen tanıdım; gözleme konusunu. Irmak kenarında bir kahvehane, yola bakan kısımda küçük bir yerde elinde oklavası gözleme yapan 35 yaşlarında bir kadın. Bir yandan yapıyor bir yandan alevin üzerindeki sacda gözlemeleri çeviriyordu, yakmadan. “ Bana bir peynirli gözleme yapar mısınız?” diye sordun. Kadın ince sesiyle. “Elbette ablam, 5 dakika bekleyeceksin yalnız” dedi. Oturdum bir masaya. Hemen üzerimde büyüce bir kavak ağacı vardı. Gölgesini bana vermiş onun serinliğinde oturuyordum. Kadının hamuru yavaş yavaş açan ellerine baktım. Bir an dalmışım ellerine. Ne hayal ettim ne düşündüm bilmiyorum ama hemen uyandım. Acayip bir sesle; “hiiiişşşşşş” gibisinden bir ses. Çevirdim kafamı. Bir boyacı 40 yaşlarında. Kafasını sağa sola çevirip söylenerek ayakkabıları boyuyordu. Bu işi yıllardan beri yaptığı belliydi. Aslında ben onu 4 yıldır görüyordum ama hiç ona boyatacak ayakkabım olmadı. Kahverengi bir ayakkabı elinde dikkatle boyuyordu. Tik haline gelmiş; kafasını sağa sola sallaması ve çıkardığı ses eleriyle birleşiyordu. Hafif bir boya attıktan sonra ayakkabıları yere koydu ve ellerini sildi, sonrada terini. Tekrar aldı ayakkabıları taban kısmını dikkatle sildi. Sonra baktı ve bir şeyler mırıldandı; anlayamadım. Anlamak için o kadar dikkatli dinledim ama anlayamadım. Sanırım elerine kızmıştı. Bir hata buldu galiba. Tekrar boyamaya başladı. Alışkın elleri bunu çok çabuk yapıyordu. Bitirdi ve yere koydu. Sonra bir türkü mırıldandı. Hiç duymamıştım. Tam olarakta anlamıyordum. Kafasını sağa sola sallayarak elerini silerek mırıldandığı türkü onu çok rahatlatıyordu. Gözlerini kapatmış, türküsünü mırıldanıyordu. Bende yapardım boş kaldığımda. Genelde fısıldayarak pek duyurmadan. Aklıma ilk “zeynep” türküsü gelirdi. Neden bilmem. Belki de en iyi bildiğim türkü olduğu için. Bende mırıldandım ama çok sessiz. Kendi ağzımdan çıktığını bilmesem bende duymayacaktım mırıltımı. Boyacı adam türküsünü bitirdi ve kuruyan ayakkabıları tekrar eline aldı; inceledi. Bu sefer her şey tamdı. Boyacı sandığını kilitledi. Kendi yaptığı bir kilitti bu. Ekmek teknesini kilitlemek zorundaydı. Ayakkabıları eline aldı ve yanımdan geçti ; aynı ses ve aynı tikle. Merdivenden aşağı doğru inmeye başladı. İşi bitmişti şimdi parasını alma vaktiydi. Kafamı gözleme yapan bayana çevirdim pişirmişti gözlememi. Bir fırça ile yağladı ve verdi.
Bir ısırık aldım. Sıcaktı dilim hafif yandı biraz bekledim. Kadın tekrar işini yapmaya başlamıştı. Seri değildi elleri ama becerikli. Gözlemeyi masanın üzerine bırakıp kendi ellerime baktım. Bu eller ne işe yarıyor diye sordum. Düşünceye dalacaktım ki. Telefonum çaldı. Bir ses: “uyan...”

0 yorum: